İnsanların artık eski alışkanlıklarından vazgeçtikleri, sokakların mümkün olduğunca boş kaldığı, tüm toplu yaşam yerlerine girişlerde maske takmanın zorunlu olduğu, hava trafiğinin yüzde doksandan fazla düştüğü, güneşli; fakat serin bir 7 nisan gününden gelecekteki kendime merhaba.
Evet, insanlık tarihi boyunca çok fazla yaşanmamış olaylar meydana geliyor dünyada. Her tarafta bir tedirginlik. Kimisi hastalıktan korkuyor, kimisi hastalık bir şekilde geçer ama sonrasında yaşanacak ekonomik sıkıntı daha büyük canlar yakacak diyor.
Tüm eğlence mekanları, kafeler, restroranlar kapalı. Sadece paket servis yapabiliyor lokantalar. Kimse gidip bu akşam şurada güzel bir akşam yemeği yiyelim diyemiyor sevdiklerine. Yolda karşılaştığımız sevdiklerimize sarılamıyoruz. Uzun zaman oldu, çocuklar da bir birlerini özledi, yarın akşam çaya buyurun diyemiyoruz onlara.
Tüm camiler ve diğer ibadet yerleri kapalı artık bu günlerde. Kalbi birlik ruhi ahenk içinde bu akşam bir araya gelelim, bir birimize dua edelim diyemiyoruz. Hepimiz evimizden yapıyoruz dualarımızı. Yapabildiğimiz kadar iştirak etmeye çalışıyoruz böyle biraz uzaktan mahzun şekilde. Bazen anlıyor gibi oluyoruz o güzel günlerin değerini. Bir araya gelmenin özlemini içimizde yaşıyoruz.
Berat Kandili bu akşam. Yine bir araya gelip omuz omuza ibadet etme imkanımız olmayacak. Gönüller bir ama bedenler biraz uzakta şekilde, kalben bir arada olacağız inşallah.
Bu günler tabi ki geçecek, bizler de yine çok hızlı bir şekilde unutacağız her şeyi. Sanki yaşanmamış bir hayal gibi kalacak mazide. Tabi bu biraz da tememmi haliyle. Ama sonra ne olacak. Asıl mesele bu. Bu insanlığın yaşadığı ilk salgın değil. Son da olmayacak muhtemelen. Bizler alabileceğimiz dersleri alıp gelecekte buna göre yaşamaya çalışabilirsek ne mutlu bize.
Bu arada Zeynep 3,5 yaşında ve kardeşi Ali de bir yaşını tamamladı dört gün önce. Bir yıl hızlı bir şekilde geçmiş bunu anlıyoruz çocuklara bakınca.
Genelde hep böyle aralıklarla yazıyorum. Devam edeceğim diyorum ama beceremiyorum. Yaptığım zaman haz aldığım şeylerin sonunda her zaman; artık bundan sonra devam edeceğim diyorum. Ama olmuyor nedense.
Bir kitap okuyorum. Çok hoşuma gidiyor. Artık anlıyorum ki kitapların deryası en geniş yaşanılası derya. Sonra bakıyorum yine uzunca bir ara vermişim.
Kitap demişken bu 'İtikaf' günlerinde biraz kitap okuma şansım oldu. Çamlıca Yayınlarından Gizli Çekmece. 4 Polisiye Hikayeden oluşan kitabın ilk iki bölümünü beğendim. Son iki bölüm ise öncekiler kadar tat vermedi nedense.
Daha sonra Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabını okudum. Finlandiyanın küllerinden doğuşu hakkında gayet güzel bilgiler veren G. Petrov'un kitabını da hakikaten çok beğendim. Aslında hepimizin okuması gereken, anlayacak yaşa geldiklerinde çocuklarımıza okutup, hep beraber tahlil ederek bu ülkeye nasıl faydalı olabilirizin cevabını birlikte aramamızın gerektiğini anlatan kitap.
Şimdi de Kürt Mantolu Madonna'dayım. O da fena değil. Bizim gibi bir memurun hayatını anlatıyor. Şimdilik Almanya'da olan Raif'in oradan dönüp nasıl o işe başlayıp ilk bölümde geçen hayatı yaşamaya başladığını merak ediyorum...
Şimdilik burada bırakalım. Kitaplar mevzusu biraz uzunca. Yeni kitaplar aldım. Tavsiye üzerine. Önceki aldıklarımın hepsini okumadım ama olsun. En azından çocuklarımız içinde kitap olan evlerde büyüsün. Düşünüyorum da küçüklüğümde bizim evde kitaplar olsaydı o boş ve canımın sıkıldığı zamanlarda çok kitap okumuş olurdum. Nasip diyelim. İmkanlar öyleydi o zamanlar. Annem ve baban Allah razı olsun ellerinde olmayan imkanları bizim için seferber ederek kendilerinin hiç alma imkanlarının olmadığı eğitimi almamız için saçlarını süpürge yaptılar. Haklarını ödeme imkanımız olmayacak hiç bir zaman.
Birine Allah rahmet eylesin, diğerine hayırlı uzun ömürler versin.
Bir Mühendisin Günlüğü
7 Nisan 2020 Salı
18 Ağustos 2019 Pazar
Piknikte Güzel Mangal Yapmanın İncelikleri
Merhabalar,
Hepimiz zaman zaman pikniğe gider, arkadaş veya ailemizle mangal yaparız.
Ama bakarız etrafta çok farklı mangal tarzları vardır.
Bazıları çok rahat yapar işlerini. Ocağın başından duman bile tütmez.
Ama bazı masalarda uzun zaman boyunca duman eksik olmaz, erler de istenen kıvamda pişmez. Bazen yarı çiğ kalır, bazen de yanar ve istediğimiz gibi olmaz.
Şimdi size tecrübelerimden ve ustasından dinlediğim kadarıyla kısa bilgiler vermek istiyorum.
Bu tavsiyelere uyarsanız bir kaç piknik sonunda bütün mangal işleri size kalır yalnız :)
Piknikte iki temel husus vardır:
1- Ateş
2- Izgara
3- Et
Öncelikle ateş kısmında yapılan hatalardan başlayalım.
Şimdi kendimize soralım. “Mangalı nasıl yakıyoruz?”
Eğer çıra ve kolay yanacak malzemeleri alta koyup tutuşturuyorsak hatayı en başında yapıyoruz demektir.
Şöyle ki, alttaki kısım yanarken kömürleri de alttan yukarı yakmaya başlar. Biz ateş üst kısma gelinceye kadar köz göremeyiz. Ve et pişirme şansımız olmaz. Bu zaman zarfında duman tütmeye devam eder. Ateş üste çıktığı zaman ise alttaki kömürler sanki boşuna yanmış ve bitmiş gibi olur.
Bunu önlemek için kömürleri alta koyup çıra ve kolay tutuşacak malzemeleri üst kısma koyuyoruz.
Yani mangalı üstten aşağıya doğru yakıyoruz.
Bütün kömür kızarıp köz oluncaya kadar yakıyoruz.
Her yer kıp kırmızı olduklardan sonra ızgarayı koyabiliriz.
Bu şekilde yapınca çok fazla yelleme yapmaya da gerek kalmayacaktır.
Izgara ve et için daha sonra yazarız.
Görüşmek üzere.
Hepimiz zaman zaman pikniğe gider, arkadaş veya ailemizle mangal yaparız.
Ama bakarız etrafta çok farklı mangal tarzları vardır.
Bazıları çok rahat yapar işlerini. Ocağın başından duman bile tütmez.
Ama bazı masalarda uzun zaman boyunca duman eksik olmaz, erler de istenen kıvamda pişmez. Bazen yarı çiğ kalır, bazen de yanar ve istediğimiz gibi olmaz.
Şimdi size tecrübelerimden ve ustasından dinlediğim kadarıyla kısa bilgiler vermek istiyorum.
Bu tavsiyelere uyarsanız bir kaç piknik sonunda bütün mangal işleri size kalır yalnız :)
Piknikte iki temel husus vardır:
1- Ateş
2- Izgara
3- Et
Öncelikle ateş kısmında yapılan hatalardan başlayalım.
Şimdi kendimize soralım. “Mangalı nasıl yakıyoruz?”
Eğer çıra ve kolay yanacak malzemeleri alta koyup tutuşturuyorsak hatayı en başında yapıyoruz demektir.
Şöyle ki, alttaki kısım yanarken kömürleri de alttan yukarı yakmaya başlar. Biz ateş üst kısma gelinceye kadar köz göremeyiz. Ve et pişirme şansımız olmaz. Bu zaman zarfında duman tütmeye devam eder. Ateş üste çıktığı zaman ise alttaki kömürler sanki boşuna yanmış ve bitmiş gibi olur.
Bunu önlemek için kömürleri alta koyup çıra ve kolay tutuşacak malzemeleri üst kısma koyuyoruz.
Yani mangalı üstten aşağıya doğru yakıyoruz.
Bütün kömür kızarıp köz oluncaya kadar yakıyoruz.
Her yer kıp kırmızı olduklardan sonra ızgarayı koyabiliriz.
Bu şekilde yapınca çok fazla yelleme yapmaya da gerek kalmayacaktır.
Izgara ve et için daha sonra yazarız.
Görüşmek üzere.
26 Aralık 2015 Cumartesi
Mehmet Usta Pirzola- Yağlıdere / Giresun
Mehmet Usta Pirzola
Olur ya yolunuz Karadeniz'e düşer...
İnsanız hepimiz, başa gelmeyen şey olmaz. Giresun'dan Trabzon'a doğru veyahut tersi istikamette şöyle güzel bir et yemek isterseniz aklınızda bulunsun. Giresun - Trabzon arasında Giresun'a 35 km mesafede Espiye adında bir ilçemiz vardır. Sahil kenarında şirin bir yerdir burası. O ayrı bir konu, şimdilik sadece konum belirtmek için kullanıyoruz. Neyse Espiye'den güneye doğru Yağlıdere istikametinde devam ediyoruz. yaklaşık 45 dakika ortalama 60km/saat seyahatten sonra Yağlıdere'ye bağlı Yeşilpınar Köyü'ne ulaşmış oluyoruz. Yollar tabi ki Karadeniz'imizin Kuzey-Güney istikametindeki yollarının genelinde olduğu gibi bol virajlı, bir tarafta dere diğer tarafta tepe şeklinde devam ediyor. Lütfen dikkatli sürelim.
Geldik Yeşilpınar'a... Kime sorsanız söylerler zaten Mehmet Usta'nın yerini... Arabanızı lokantanın kenarına akan Yağlıdere'ye karşı park ediyoruz. Şırıl şırıl akan derenin sesinin, fındık kabuklarıyla ısınmış ızgara üzerinde sizin için kızarmakta olan etin çıkardığı sese karıştığı yerdesiniz...
Ne yiyeceğiz diye sormanıza gerek yok. Kaç kişi olduğunuzu söyleyin gerisini ustaya bırakın.
"İşimiz pirzola, Pirzola bizim işimiz" sloganıyla hizmet veren müessesenin işini yapmasını bekleyin.
Kuzular Erimez dağının kekikli otlarıyla beslenip gelir buraya.Tamamıyla doğal bir şekilde beslenen kuzu eti gerçekten farklı bir lezzet verir.
Denedikten sonra iyi ki de gitmişiz. Bu kadar yol gittik; fakat değdi diyeceğinizden eminim. İnşallah o gün için bir aksilik yaşanıp da beklediğinizi bulamadığınız bir durum olmasın. Afiyet olsun şimdiden...
Uzun Zaman Sonra
Selamlar,
Görüşmek üzere...
Biliyorum bu yazıyı kimse okumayacak yakında. Belki çok uzun zaman sonra birileri okuyacak. Bundan önceki son (aynı zamanda bu blogda ilk) yazımda yakın zamanda görüşürüz demiştim. Yani okumasam ben bile hatırlamayacaktım öyle bir şey dediğimi. Her neyse çok uzun zaman geçmiş. Beş seneden uzun bir süre. Bu beş seneye çok şeyler sığdı.
Belki bundan sonra aklıma geldikçe yazarım da bu kadar uzun ara vermem.
Yakında tekrar yazmak ümidiyle.
Görüşmek üzere...
7 Ağustos 2010 Cumartesi
Ilk Deneme- First Try
Herkese merhaba, 7 Agustos 2010- Kahramanmaras
Evet bu blogu bugun acmis bulunmaktayim...
Basitce benim gunlugum olacak. Firsat buldukca yazmaya calisacagim.
Hi Everyone.
This my first blog post at this blog ...
It ll basically be my daily routine ... I ll try to write here everyday , but i know i am not gonna be able to do it...
See soon...
Evet bu blogu bugun acmis bulunmaktayim...
Basitce benim gunlugum olacak. Firsat buldukca yazmaya calisacagim.
Hi Everyone.
This my first blog post at this blog ...
It ll basically be my daily routine ... I ll try to write here everyday , but i know i am not gonna be able to do it...
See soon...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)